Nükleer enerjinin korkunç yüzü-ÇERNOBİL

nukleer-enerjinin-korkunc-yuzu-cernobil

26 Nisan, 2006 08:00:00 (GMT +02:00)
cernobil210406hi.jpg

Çernobil’deki kazadan iki - üç gün sonra çekilen bir fotoğraf

Dünya nükleer enerjinin korkunç yüzüyle 1986 nisanının sonlarında tanıştı.

26 nisan günü, saat 01.24?te Sovyet topraklarında meydana gelen nükleer facia ardında günümüze kadar uzanan bir yıkım bıraktı.
?
Çernobil nükleer santralinin 4 numaralı reaktöründe yapılan ve reaktörün zayıf güvenlik sistemlerine meydan okuyan bir deney, santral çalışanlarının da ihmaliyle ‘yüzyılın felaketi?ne dönüştü.

Milyonların kaderini değiştiren kaza sonucu, Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının yaklaşık 200 katı kadar radyoaktif madde atmosfere salındı.
kontrolodasi250405hi.jpg

Ölümcül deney işte bu kontrol odasından yönetildi

FACİANIN SONUÇLARI BELİRSİZ
?
Kazadan sonra kuzey yarımküredeki hemen her ülkede radyoaktif kirlilik görüldü. Ancak rüzgarın yönü ve yağışlar nedeniyle bazı ülkeler radyoaktif maddelerden daha fazla etkilendi.
?
Dönemin Sovyet topraklarının yanı sıra İskandinavya da yoğun oranda radyoaktif kirliliğe maruz kaldı. Çernobil’den kaynaklanan radyoaktif serpinti 160 bin kilometrekare toprağı kirletti.

Çernobil faciasının sonuçları, olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bile etkisini sürdürüyor.

muhendis2506hi.jpg

Çernobil?de çalışan mühendis Volodymyr Shashenok, kazanın ikinci kurbanıydı… Shashenok, olaydan beş saat sonra öldü
?
Kanser vakalarındaki çarpıcı artışın yanısıra, kaza sonrası radyoaktif bulutların ulaştığı bazı bölgelerde hala olayın izlerine rastlanabiliyor.

Örneğin, ağustos 2005′te Almanya’nın güneyindeki Bavyera ormanlarında yaban domuzlarında yoğun oranda radyoaktivite tespit edildi. İngiltere’de de günümüzde bile bazı çiftliklerde ‘Çernobil kontrolleri’ yapılıyor.
?
Ölü sayısı net değil
?
Buna rağmen, facianın yarattığı yıkımın boyutları tartışmalı.
?
Olayın etkilerine ilişkin olarak sürekli yeni raporlar yayımlanıyor, yeni araştırmalar yapılıyor ama kazanın tam olarak kaç kişinin ölümüne yol açtığı bile hala net değil.
cernobilfacia.jpg

Santralde çalışan elektrik teknisyeni Viktor Lopatyuk, akut radyasyon zehirlenmesinden dolayı 22 gün içinde öldü.
Resmi açıklamalara göre kazayla doğrudan bağlantılı olarak ilk aşamada 31 kişi öldü. Birleşmiş Milletler’e bağlı organizasyonlar olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kaza sonucu 4 bin kişinin öldüğünü belirtiyor.

( RADYASYON NEDİR?Uzayda yayılan enerji ‘radyasyon’ olarak adlandırılıyor. Çevrenin bir parçası olan radyasyon, maddeleri oluşturan atomlardan geliyor.
Radyasyonun bilinen örnekleri güneşten dünyaya gelen ışık ve ısı ile X-ışını ve radyo dalgaları…

Radyasyonun yararları olduğu gibi zararlı etkileri de var. Örneğin yaşamak için güneş enerjisine ihtiyaç duyulurken, aşırı güneş ışınına maruz kalınması cilt yanığına ve deri kanserine neden olabiliyor.)

?
Nükleer enerjiyi aklama çabası…

Greenpeace çevre örgütünün verdiği rakamlar ise, bu açıklamaların çok üzerinde. Örgüt, Çernobil felaketi sonrası sadece kanser nedeniyle ölenlerin sayısının 93 bin civarında olabileceğini bildiriyor. Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi’nin araştırmasına dayanan Greenpeace raporunda, 2 milyar insanı etkileyen felaket yüzünden 270 bin kişinin kansere yakalanabileceğine dikkat çekiliyor.
?
Verilerdeki bu belirsizlikte ise resmi kaynakların ve özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun ‘nükleer enerjiyi aklama çabaları’nın da hayli etkili olduğu belirtiliyor.
?

ÇERNOBİL’DE KAZA GÜNÜ
?
Çernobil nükleer santrali, 1972 yılında bir ‘Demir Perde Ülkesi’ olan Sovyetler Birliği’ndeki (Bugünkü adıyla Ukrayna) Kiev kentinin 140 km kuzeyine kuruldu.

Santral her biri 1000 megavat (mW) gücünde dört reaktörden oluşuyordu. 25 nisan 1986′da santralin dört numaralı reaktörü rutin bakım için kapatıldı.
?
Santalde görevli mühendisler bu arayı değerlendirerek, reaktörün güvenliğini artırmak için elektrik kesilmesi ile özel bir deney yapmak istedi.
?
Deneyin amacı tam olarak, reaktörün çalışması ansızın durduğunda buhar türbinlerinin ne kadar süre çalışmayı sürdüreceklerini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceklerini görmekti.
?
Reaktörün gücü düşürüldü

Aynı gün reaktörün gücü yarıya düşürüldü. Ardından güvenlik testini ‘yüzyılın nükleer faciası’na dönüştüren adım atıldı: Test sırasında reaktörün güvenlik sistemlerinin devreye girmemesi için ‘acil durum soğutma sistemi’ bilinçli olarak devre dışı bırakıldı.
?
26 nisan günü saat 01.00′i biraz geçe deneyin son hazırlıkları tamamlandı. Reaktör gücünün sadece yüzde 7’siyle çalıştırılmaya başladı. Oysa, Çernobil gibi ‘RBMK tipi grafitgaz reaktörleri’nin düşük güçte çalışmasının yarattığı sakıncalar biliniyordu.

İşletme talimatları ‘iptal’!

İşletme talimatlarının dışına çıkılan ve güvenlik yönünden sakıncalı olan bir takım teknik işlemlerin ardından ‘devam’ kararı alındı.
?
Ancak deneyin başlamasından kısa bir süre sonra dolaşım pompaları ve reaktör soğutma sistemi yavaşladı. Yakıt kanallarında ani ısı yükselmesi görüldü ve reaktör denetimden çıktı. Gücün kontrolsüz yükselişi sonucu yakıtlar aşırı ısındı, yakıt zarfı eridi, sıcak parçalar suyla temas ederek buhar patlamasına neden oldu.
?
Bu kez reaktörün durdurulması için bütün denetim çubukları devreye sokuldu ama artık çok geçti. Bu sırada reaktörün gücü 4 saniye içinde nominal değerin 100 katına ulaştı. 3 saniyede reaktör gücü yüzde 7′den, yüzde 50′ye çıktı.

Reaktörün çelik damı uçtu

Aşırı ısınmış reaktörde çok şiddetli bir patlama meydana geldi. Aşırı buhar basıncı reaktörün ve santral binasının çelik damını uçurdu. Patlamanın meydana getirdiği şok bin tonluk çelik reaktör kapağını hayava fırlattı. Bu sırada kontrol çubukları kalpten dışarı fırladı ve kalp içindeki yakıtın yaklaşık yüzde 30′u eriyip parçalandı. Daha sonra bu duruma ‘denetim dışı çekirdek tepkimesi’nin yolaçtığı belirtilecekti.
?
Birinci patlamadan birkaç saniye sonra ikinci bir patlama daha oldu. İkinci patlamanın nedeni hala tam olarak bilinmiyor. Ancak grafit-buhar etkileşmesi gibi bir takım kimyasal reaksiyonlar sonucu meydana gelmiş olabileceği düşünülüyor.
?
Alev toplarının gökyüzüne yükseldiği patlamalar sırasında 31 kişi hayatını kaybetti. Kaza sonucu reaktör kalbinin tümü ve binanın büyük bölümü hasar gördü.
?
Büyük oranda radyasyon atmosfere karıştı
?
En önemlisi, reaktördeki zirkonyum ve grafitin yüksek sıcaklıktaki buharla karşılaşması sonucu oluşan hidrojen yanarak bütün santrali ateş içinde bıraktı. Bunun sonucu olarak çok büyük oranda radyoaktif madde atmosfere karıştı.
?
(Grafit: Yumuşak, kolay toz durumuna gelebilen, gri siyah renkli, yapay olarak billurlaşabilen bir çeşit doğal karbon. / Zirkonyum: Siyah toz biçiminde bir element)
?
Radyoaktif elementler rüzgarın da etkisiyle kuzeybatıya doğru yayıldı. Radyoaktif maddeler taşıyan bulutlar İskandinavya, Hollanda, Belçika ve İngiltere’ye kadar taşındı.
?
Kaza sonrası İsveç’in başkenti Stockholm’deki radyoaktif kirlilik düzeyi 15 kat artmıştı. Faciadan en büyük hasarı ise Ukrayna ve Beyaz Rusya gördü. Radyoaktif bulutların yayılımı:
?
27-30 nisan: İskandinavya, Finlandiya, Belçika.
28 nisan - 2 mayıs: Doğu ve Orta Avrupa, Güney Almanya, İtalya, Yugoslavya, Ukrayna ve Doğu Bloku, Türkiye (Karadeniz).
1-4 mayıs: Balkanlar, Romanya, Bulgaristan, Türkiye (Trakya)
2 mayıs ve sonrası: Karadeniz ve Türkiye.
?
Bugün bile radyoaktif tozlar rüzgar, yağmur ve göçmen kuşlar aracılığıyla yayılmayı sürdürüyor.
?
KAZA SONRASI
?
Kaza sonrası nükleer santral içinde 30 ayrı yangın başladı. Yaklaşık 250 itfaiyeci yüksek dozdaki radyasyona karşı gerekli donanımları olmadan bölgeye geldi. Radyasyondan en çok etkilenenler santral çalışanlarının yanı sıra itfaiyeciler oldu.
?
Yangının büyük kısmı saat 05.00 gibi kontrol altına alındı ama grafit yangını dokuz gün daha sürdü. 26 nisandan 4 mayısa kadar geçen süre radyasyonun büyük bölümünün çevreye karıştığı dönem oldu.
aktiftoqprak25034.jpg

Temizlik çalışmalarına katılan araçlardan oluşan ?mezarlık?


26 nisan günü santalden sadece 3 kilometre uzaklıktaki Pripyat kasabasında halk baharın ilk ılık pazar gününün tadını çıkarıyordu. Bir gün sonra ise 16 bini çocuk 45 bin kasabalı bir daha dönmemek üzere 2.5 saat içinde evlerinden tahliye edildi. Terkedilen Pripyat, bugün bile bir ‘hayalet kasaba’ görünümünde.
?27 nisandan 5 mayısa kadar geçen sürede ise yaklaşık bin 800 helikopter ile bölgeye 5 bin ton yangın söndürücü malzeme döküldü.

Sovyetler önce gizlemek istedi

Sovyet yetkililer başta felaket haberini gizlemeye kalkıştı ancak durumun vehameti büyüdükçe kazayı saklamanın mümkün olmadığı anlaşıldı. 28 nisan günü Sovyet haber ajansı Tass, Çernobil nükleer santralinde bir kaza meydana geldiğini, ölenler olduğunu, konuyla ilgili bir soruşturma komitesinin kurulduğunu duyurdu.

Kazayı takip eden 10 gün içinde santralin 30 kilometre yarıçapında yaşayan 130 bin kişi tahliye edildi. Bu kişilere yeni evler verildi. Ancak halkın birçoğu bu süre zarfında radyasyona maruz kaldı.

Binlerce ‘temizlikçi’ etkilendi
?Kaza sonrası temizlik çalışmalarına 200 bini aşkın işçi katıldı. 1986 - 1987 arasında santalin 30 kilometre yarıçapında çalışan ve ‘likidatör’ adı verilen bu kişiler yüksek dozda radyasyona maruz kaldı.
?Kazanın ilk kurbanları olan 31 kişiden 1′i doğrudan patlamanın etkisiyle, 1′i damar tıkanıklığı, 1′i termal yanıklar ve 28′i akut radyasyon sendromundan öldü. 134 kişi radyasyon zehirlenmesi tedavisi gördü.
?1989 yılında tahliye işlemlerinin ikinci bölümü başladı. Beyaz Rusya, Ukrayna ve Rusya’daki yaklaşık 100 bin insan evlerini terketmek zorunda kaldı.
?20 eylül 1999′da santralin 15 kilometre çevresinde yaşamak yasaklandı. Ancak 1990′ların başında yaşlı insanlar buralardaki evlerine geri dönmeye başladı. Yetkililer bu kişilerin sayısının bin 500 civarında olduğunu, bunlardan 3′te 2’sinin kadın olduğunu belirtiyor.
?Greenpeace verilerine göre, bugün hala 5 - 8 milyon arası insan kazadan etkilenen radyoaktif topraklarda yaşıyor.

SAĞLIK SORUNLARI

Örgüte göre kazadan etkilenenler dört grupta toplanıyor:
?
1) Kaza sonrası temizlik çalışmalarına katılan asker ve siviller
2) Kazanın ardından santralin 30 kilometre yarıçapında bulunan bölgelerden tahliye edilenler
3) Kazadan daha az etkilenen ama yine de tehlikeli olan bölgelerde yaşayanlar
4) Bu üç gruptaki insanların çocukları

Tiroid kanseri vakalarında rekor artış
?11 kasım 1996′ya gelindiğinde Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya’da çocuklarda görülen tiroid kanseri vakaları 1980′lere oranla 200 kat arttı.

Kanser en çok çocukları etkiledi. Yapılan araştırmalar Ukrayna’daki tiroid kanseri hastalarının yüzde 64′ünün 15 yaşında ya da daha küçük olduğunu gösteriyor. Buna neden olarak da, tiroid kanserine yolaçan maddelerin bazı gıdalara ve süt ürünlerine daha fazla nüfuz etmiş olması gösteriliyor.

Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi?nce yapılan bir araştırmaya dayanan 2006 tarihli Greenpeace raporunda da, bu ülkedeki kanser vakalarının 1990-2000 arasında yüzde 40, çocuklardaki tiroid kanseri vakalarının 88.5 kat arttığı bildiriliyor.
?Bölgede ayrıca lösemi, meme, böbrek, akciğer, mesane kanserlerinde de artış saptandı. ‘Çernobil Çocukları Projesi’, kaza sonrası görülen doğum anormallikleri, kanser ve lösemi vakalarındaki yükselişe dikkat çekiyor.
?Dünya Sağlık Örgütü ise Çernobil’deki nükleer facianın Avrupa’da şu ana kadar 16 bin kanser vakasını tetiklemiş olabileceğini, tüm Avrupa’da az dozda da olsa radyasyon almış 7 bin kişinin önümüzdeki yıllarda kansere yakalanabileceğini belirtiyor.
kanserlicocuk25040hi.jpg

Süte karışan radyoaktif maddeler tiroid kanserini tetikledi

Psikolojik sorunlar da yaşanıyor

Facia aynı zamanda stres, bunalım ve depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açtı. Bu tip sorunlar daha çok evsiz kalan, sosyal ayrımcılığa tabi tutulan, ekonomik sıkıntı çeken ve kaza sonrası kaçınılmaz sağlık problemi kaygısı yaşayanlarda ortaya çıktı.

Ancak Birleşmiş Milletler’in 2005 tarihli bir raporu, kaza sonrası tiroid kanseri dışında bir hastalıkla ilgili artış olduğuna dair kanıt bulunmadığını belirtiyor.
?
BM?nin 2005 yılının eylül ayında açıkladığı rapora göre, Çernobil felaketinin sonuçları abartıldı ve ölü sayısı aslında 4 bin.

cernobil.jpg

BM raporu ‘örtbas’ mı?

BM Kalkınma Programı yetkilileri, BM’nin elindeki verilere göre Çernobil santralındaki patlamanın bugüne dek 47’si kurtarma görevlisi ve 9?u çocuk 56 kişinin ölümüne neden olduğunu belirtiyor. Greenpeace ise raporu ?utanç verici bir örtbas operasyonu? olarak nitelendiriyor.

Norveç çevreci kuruluşu Bellona da raporun, kazadan sonra yangını söndürmek için gönderilen onbinlerce ‘temizleyiciyi’ hesaplamadığını bildiriyor.
?Çernobil 2000′e kadar çalıştı
?Nükleer enerjinin ‘korkunç’ yüzünü gösterdiği kazadan bir süre sonra reaktörün çevresine beton ve çelikten bir duvar inşa edildi. Ancak bu duvarın etkisi de zaman içinde zayıfladı.
?Kaza sonrası reaktörde 14 yıl daha elektrik üretimi yapıldı. Uluslararası baskıların artması sonucu santralin son ünitesi 2000 yılının aralık ayında kapatıldı.

Türkiye’de Çernobil tartışması
?
Tabii ki Türk yöneticiler de bazı çevrelere ve çıkarlara yenik düşerek bu örtbas kampanyasına acilen dahil oldu .Tüm dünyayı etkileyen Çernobil sadece Türkiye’yi etkilemedi!!!Ve Karadeniz ve Trakyadaki kanser hastalarının sayısındaki inanılmaz artışa gülünç cevaplar vererek, bu konuya duyarlılık kampanyaları yapan sanatçıları araya hatırlı kişileri sokarak geri adım atmaya zorlayarak çağdışı ve cahil yönetim anlayışlarını sürdürmeye devam ettiler ve hala devam etmekteler…

Çernobil faciası sonrası radyasyon yüklü bulutlar Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya’nın yanı sıra tüm Avrupa’yı etkisi altına aldı. Radyasyondan Trakya ve Karadeniz de etkilendi.

?Kaza sonrası yapılan ölçümlerde, bu bölgelerdeki radyasyon oranında yükseliş tespit edildi ve bazı acil önlemler alındı.
?Ancak bir süre sonra resmi ağızlardan yapılan ‘biraz radyasyon iyidir’,
‘radyasyonlu çay daha lezzetli olur’ türü açıklamalar, devleti ‘konunun ciddiyetini kavrayamamak’ ve ‘halkı yanlış bilgilendirmek’ suçlamalarıyla karşı karşıya bıraktı.
?İstatistikler eksik

Zira Türkiye, kazanın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bile hala, facianın ‘hasıraltı edilmiş’ etkilerini tartışıyor.
?Döneme ait istatistik yoksunluğu da günümüze dair kesin hükümlerde bulunmayı zorlaştırıyor. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde kanser vakalarındaki artış endişe yaratıyor.(Çernobil faciası sonrası sadece Ukrayna’daki tiroid kanseri vakaları rekor düzeyde arttı. Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya sağlık bakanlıkları verilerine göre, tiroid kanseri ve lösemide de büyük artış gözlendi.)

Biz ise ne kaybettiğimiz sevdiklerimizi, ne bu olayın süren etkilerini, ne de o dönemde ve hala bu konuya yeterince önem vermeyen ülke yöneticilerini unutmayacağız ve asla unutturmayacağız.Her fırsatta ve her yerde de hatırlatmaya devam edeceğiz….

Yazan: Sonu Yok 
Etiketler: Olay, Tarih, GUNCEL, SonuYok, Genel
Toplamda 410 kez okunmuş.
Şuan 1 kişi okuyor.
En fazla 3 kişi aynı anda okumuş.
Bugün 1 kez okunmuş.
En son 2012-02-12 13:20:11 tarihinde okunmuş.

Şu ana kadar 1 yorum

  1. sermin Temmuz 4, 2007 23:23
    sermin

    ÇAYNOBİL?İN YALANLARI BİR BİR ORTAYA ÇIKIYOR
    - Aral: Çaylarda tehlike yok ki imha edelim.<br />
    - Özemre: Yapılan 50 bini aşkın ölçüm sonucu, Türkiye?de tüm gıdaların radyasyon bakımından tamamen güvenceli durumda olduğunu gösterdi<br />
    - Aral: Dinine, imanına inanan ?Radyasyon var? demez.
    - Aral: Çaydaki radyasyon tehlikesiz.<br />
    - Özemre: Ne bulursanız yiyebilirsiniz.<br />
    - Özemre: Çayda tehlike yok ama dışsatımı yasaklıyoruz.<br />
    - Özemre: Rakamlar panik yaratırdı.<br />
    Geçen sayımızda, Çernobil felaketinin sonuçlarını, halen dünya çapında yaşamı tehdit eden nükleer enerji ve nükleer silahları irdelemiştik. Kendileriyle yaptığımız röportajları da yayımladığımız Karadeniz derneklerinin 26 Nisan (Çernobil kazasının yıl dönümü) günü yaptıkları basın açıklaması ve sembolik suç duyurusu kısmen de olsa sonuç verdi. Geçtiğimiz iki haftada önceleri aklı başka yerlerde olan ?basın? konuyu bir anda gündemine taşıyıverdi. Ardından, dönemin bazı sorumlu kişileri çıkıp kendilerini aklamaya, bazıları da özür dilemeye kalkıştı. Devletin, konunun gündeme gelmesinin ardından, klasik özür dileme ve suçu kurumsal boyuttan çekip birkaç günah keçisine yıkma yöntemi, farklı farklı konularda da işletildiği gibi, şimdilerde de ?Çaynobil? skandalında işletiliyor. Yakında filmini de çekip, yaşananları ?nahoş anılar? tadında derleyerek, dosyayı tamamen kapatırlarsa şaşırmamak lazım. Bu günlerde egemen basının gündeminde olan mesele, tirajı yüksek gazetelerde boy boy işlenmekte. Ortaya çıkan itiraflar ise son derece çarpıcı. Bir yandan devletin kâr uğruna sistematik ve bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği katliam, dönemin ?sorumluları? tarafından da gözler önüne serilirken, diğer bir yandan da, zamanında ortaya atılan ve resmi çevreler tarafından yalanlanan iddiaların ne kadar gerçekçi ve haklı oldukları bir bir ortaya çıkıyor. Bütün bunların üstüne herkes ayrı üfürüyor. Bir yandan iş işten geçtikten sonra veri toplamaya, ?bilimsel kanıt? elde etmeye çalışanlar, diğer yandan ?Devlete dava açın? diyenler?<br />Gerçekleri gizleyen, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) eski başkanı Ahmet Yüksel Özemre, insanlardan saklananları şimdilerde yeni yeni ortaya dökmeye başladı. Meğerse yağmur bulutlarıyla taşınan radyasyon sadece Karadeniz Bölgesi?ni değil, Edirne ve civarını, Büyükçekmece?yi, Halkalı?yı etkilemiş. Bölgeye düşen sağanak yağmur ve dolunun ardından otlayan hayvanların etinde ve sütünde bile radyasyon tespit edilmiş. Kendinin bu ve benzeri bilgileri halktan saklamasını da ?ismini vermek istemediği? bir bakanın kendisine sansür uygulamasıyla açıklıyor ama Cahit Aral?la birlikte televizyonda höpürdeterek çay içmesinden veya verdiği ?gıdalar güvenli, çaylar zararsız? şeklindeki demeçlerden bahsetmekten kaçınıyor. ?Ben aslında ?Türkiye?de radyasyon yoktur? demedim, yanlış anlaşıldım? diyen Özemre?nin piyasaya yeni çıkan kitabının ismi de oldukça alaylı ve trajikomik : ?Çernobil Komplosu?. Fakat her ne olursa olsun, Özemre halen, zamanında ortaya çıkan radyasyon değerlerinin zararsız olduğunu iddia etmekte. Kendisi ısrarla, ?Radyasyonlu Türk Çayı? imajını ?emperyalizmin bir oyunu? olarak değerlendiriyor. Önlem alınmaması halinde neler olacağını halktan gizleyen, dolayısıyla insanları bile bile ölüme gönderen Özemre ve bağlı bulunduğu iktidar kurumları, şimdi de geçen zaman içerisinde ortaya çıkan sonuçları görmezden gelme eğiliminde.<br />
    Keza, yaşanan nükleer felaketin öncesine dair istatistikler bulunmadığı için, kanserin gerçekten artıp artmadığına dair ?bilimsel kanıt? olmadığı öne sürülüyor. Fakat herhangi bir aile ile konuşulduğu vakit gerçekler gözler önüne seriliyor. Daha önce de belirtmiştik; İstanbul?daki devlet hastanelerinde yatan kanser hastalarının çoğunun Karadenizli olması herhalde tesadüf değil. Onkologlara göre, lösemi (kan kanseri), en yüksek seviyede radyasyona maruz kalındıktan 6 ilâ 8 sene sonra görülmekte. Meme ve akciğer kanseri gibi tümör temelli kanser türleri ise 15?20 yılda en yüksek seviyeye ulaşıyor. Bölgede rastlanan kanser olayları da bu bilgilerle birebir örtüşüyor. Durumun bir benzeri de ABD?nin Hiroşima?ya atom bombası atmasından sonra görülmüştü. Karadeniz Bölgesi?nde çalışan doktorlarla konuşulduğunda, kanser teşhislerinde ciddi bir artış olduğunu kaydetmekteler. Zaten, bunu gerek tıp, gerek atom enerjisiyle ilgili kurumlarda çalışanların da çoğu ister istemez kabul ediyor, fakat devlete bağlı kurumlar senelerdir karşılaştırmalı bir araştırma yapmaktan özenle kaçınıyor. Ordu Sağlık Müdürü Vahap Eren, 1986?da bölgede 16 kanser hastası varken, aradan geçen 18 yılda 1763 kişinin kansere yakalandığını, bunlardan 1637?sinin öldüğünü açıkladı. En çok kanser hastası ise 2001, 2002, 2003?te ortaya çıkmış. Birçok kanser vakası ise hastaneye başvurulmadığı için istatistiklerde yer almıyor. Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Dairesi?nin iddiasına göreyse, bölgedeki vakalar uluslararası standartların üzerinde değil. Oysa çok daha şiddetlisi de olsa aynı sebepten dolayı insanların öldüğü Ukrayna?da kanser vakalarının 14 yılda 10 kat arttığı bal gibi kabul ediliyor. Dolayısıyla bir artışın gerçekleşmemiş olması imkânsız. Bazı kanser türlerinde 5?10, bazılarında 15?20 yılda radyasyonun etkisinin ?pik yapacağı?, yani doruk noktasına ulaşacağı da biliniyordu. Şimdi, kazadan 18 yıl sonra Doğu Karadenizli kanserle yaşıyor, kanserden ölüyor? Kanserin uğramadığı aile neredeyse yok. Hemen herkes hastanelerin onkoloji bölümündeki doktorların isimlerini biliyor. Bölgede kanser, en sıradan ölüm nedeni olarak adeta kabul görmüş durumda. Fakat bir yandan da ?bunlar ortaya çıkarsa çayımız-fındığımız satılmaz. Bölgeye turist gelmez? endişesiyle yaşayanlar halen var.<br />
    Bazı araştırmacılar, kendi olanaklarıyla kazadan 6 yıl sonra sadece tek bir kanser türü için bölgede çok küçük çaplı bir araştırma yaptılar. İl sağlık müdürlükleri, kazadan ancak 13 yıl sonra bölgedeki kanser vakalarının kayıtlarını tutmaya başladı. Bölgedeki bazı STK?lar, ancak geçen sene ?üst birlik? oluşturarak konuyla ilgilenmeye başladılar ve şimdilerde veri toplamaya çalışıyorlar. <br />
    Önceleri, sağlıklı bir şekilde yaşayan ve 100 yaşından sonra yaşlılıktan kaybedilen aile bireyleri, artık 40?lı, 30?lu yaşlarda, hatta genç-çocuk dinlemeden kansere yenik düşerek ardı ardına hayatlarını kaybetmekteler. ?86?da çalışan çay işçilerinden çok fazla kayıp var. Özellikle fabrikalarda çalışan ve çayları hiçbir koruyucu önlem olmadan gömen işçilerin emekliliklerini görmeleri ancak birer hayal. Ve işin acıklı yanı, hayatta kalanlar da artık bunu biliyor. Devletin, sırf kâr için radyasyonun etkilerini gizlemesi ve kasıtlı olarak cehaleti beslemesi nedeniyle, Çernobil faciasının ardından, hiçbir koruma önlemi alınmadan gömdürülen çayları, işçiler çuval çuval evlerine, kahvelere taşımış, eşe dosta dağıtmışlar. ?Yapmayın, öleceksiniz? diyenlere de gülüp geçmişler.<br />
    Şimdiki hükümet sözcüsü ?Yakılmayan 1 gram çay yoktur? diyor, fakat çaylar aradan 3 sene geçtikten sonra, yani 1989?da yakılmış. Dolayısıyla kafalarda ister istemez bazı soru işaretleri oluşuyor. Dönemin Çay-Kur Genel Müdürü olan Tuncer Ergüven, geçtiğimiz hafta Milliyet gazetesine yaptığı açıklamalarda çay meselesiyle ilgili çarpıcı noktalara yer vermekte: ?1993?te Karadeniz Teknik Üniversitesi?nde bir sempozyum gerçekleşti. Küçükçekmece Nükleer Araştırma?dan bir arkadaş çıktı. ?İlk defa açıklıyorum ama devlet biliyor? diyerek elindeki belgeleri gösterdi. Biz kamu görevlisi olmamıza rağmen ilk defa orada öğrendik. Radyoaktif kirlilikte çok yüksek rakamlar vardı. Giresun-Tirebolu bölgesinde yüksek. Yükseklik Rize?de Derepazarı?ndan başlıyor. Rize?nin tümünde limitin üstünde. Bütün bu bölge, radyoaktif tehlike limitinin çok üstünde. Pazar?dan Hopa?ya kadar çok çok yüksek. Bütün Karadeniz kirli, ama bazı bölgelerde kirlilik çok üst seviyede. Dolayısıyla bu bölgelerdeki insanlar sadece içtiği çaydan değil lahanadan, sütten, yürürken çamurdan etkilendi. Ben ?Niye açıklamadınız?? dedim. Ahmet Bey, ?Bakan açıklattırmadı? dedi. Biz de ?O zaman hükümet burada suçlu? dedik. Neden? Aynı hükümet Edirne?de Trakya?da birtakım önlemler aldı, bazı hayvanları da itlaf etti. Edirne?de söylüyorsun, burada niye söylemiyorsun? Turizmde infial olurmuş, Karadeniz?e kaç turist geliyordu ki o zaman? TAEK, özel sektör fabrikalarının hiçbirine uğramadı. Onların çayını maalesef piyasaya sürdürdü. Ahmet Bey başkanlığında özel sektörden bir fabrikaya ait üç analiz raporu çıkarsınlar, adamın elini öperiz. Sadece bir firma tahlil yaptırdı, 800 ton kadar çayını imha ettirdi. Özel sektörün elindeki çay yaklaşık 30 bin tondu. TAEK Çay-Kur depolarını inceledi. O tarihte 64?65 bin ton çayı ?Bunları kesinlikle kullanmayın? diye ayırdılar. O sezonun sonunda TAEK ?Bunları yavaş yavaş yakın? dedi. Yaktığımız zaman vatandaş dedi ki, ?Arkadaş sen bunu yaktın, baca gazı oldu, yukarı çıktı. Yağmur yağdı, yere indi?. Bunun üzerine durdurdular.”<br />
    Artık, çayların ne kadarı yakıldı, ne kadarı halka içirildi, yakılanlardan çıkan duman bizleri nasıl etkiledi bilinmez. Açık olan bir şey varsa, o da hala tam olarak açıklığa kavuşmayan ve zamanında gerçekleri gizlemek için devlet erkânı tarafından örgütlü bir biçimde söylenen sayısız yalanla insanların hayatlarıyla oynanmış olması. Çernobil?in gerek direkt, gerek iktidarların yalanları sonucu insanlar üzerindeki, aslında önlenebileceği halde engellenmeyen dolaylı etkileri nesiller boyu etkisini sürdürecek.<br />
    <a href=”http://www.pulera.net” rel=”nofollow”>www.pulera.net</a></p></p>

Yorum yap

Lütfen küfür veya hakaret içeren yazılar yazmayınız.Yazınızda size ait e-mailiniz kesinlikle yayınlanmayacaktır.
ÜYELERİN YORUMLARI KENDİ SEÇTİKLERİ AVATARLARIYLA YAYINLANIR...